2026 yılına girerken Fed için bayrak değişimi çanları çalıyor. Aralık ayı toplantısında piyasa beklentilerine paralel bir davranışta bulunsa da toplantı sonrasında faiz indirim patikasıyla ilgili net bir projeksiyon yapmayan Fed’in, Başkan değişimi sonrasında nasıl bir politika izleyebileceği yatırımcılar tarafından merak ediliyor.
Mevcut Fed Başkanı Jerome Powell’ın görev süresi Mayıs 2026’da doluyor ve ABD Başkanı Trump, şimdiden Powell’ı bir kez daha atamayacağını ilan etmiş durumda. Powell’ın yerine kimin atanacağı konusunu ise iktisadi tercihlerden çok siyaset belirleyecek gibi görünüyor.
Trump son günlerde bu konuyla ilgili çıtayı yükseltmiş durumda. Fed’in başına atanacak yeni ismi belirlediğini ve 2026 yılının başında bu ismi açıklayacağını söyleyen Trump, özellikle iki ismin üzerinde fazlasıyla duruyor. Bu iki isim, eski Fed Guvernörü Kevin Warsh ve ABD Ulusal Ekonomi Konseyi Direktörü Kevin Hassett.

Warsh ve Hassett nasıl bir anlayışa sahipler?
Fed ile ilgili ana gündem artık yalnızca “faiz ne olacak” sorusunun dışına çıkmış durumda. Gündem artık, “Fed’in başına kim geçecek ve nasıl bir politika izleyecek” sorusu etrafında oluşuyor. Bu nedenle Trump’ın belirlediği iki başat adayın nasıl bir ekonomi anlayışına sahip olduğunu bilmek yatırımcılar açısından önem taşıyor.
İlk aday olan Kevin Warsh, Fed’in içinden gelmiş bir isim ve merkez bankacılığını iyi biliyor. Fed’in çerçevesini daraltarak bilanço şişkinliğini azaltma yanlısı olan Warsh, bu sayede politika faizinin daha düşük seviyelerde bile daha tutarlı çalışabileceğini düşünüyor. Fed’in yöntemleri konusunda radikal görüşlere sahip olan Warsh, yine de deneyimleri nedeniyle piyasa tarafından daha olumlu karşılanıyor. Örneğin JPMorgan CEO’su Jamie Dimon, yakın zamanda Warsh’ın Fed Başkanı olmasına sıcak baktığını söyledi.
İkinci aday olan Kevin Hassett ise daha çok Trump’ın ekonomisti şapkasını taşıyor. Trump’ın ekonomik vizyonunun en büyük savunucularından olan Hassett’in ekonomi anlayışı daha çok büyüme yanlısı. Para politikası konusundaki görüşü ise oldukça net; yapay zekanın enflasyon yaratmadan büyüme alanını genişlettiğini ve bu nedenle faiz indirimi yapmak için epey alan olduğunu düşünüyor. Trump’ın faiz indirecek bir isim istediğini ifade ettiğini de hatırlayacak olursak, Hassett adaylık yarışında bir adım önde gibi görünüyor.
Ancak piyasa Hassett’in atanması konusunda bir güvensizlik krizi yaşanabileceğini de düşünüyor. Nitekim bazı büyük tahvil yatırımcıları, Hassett’in enflasyon %2’nin çok üzerindeyken bile Beyaz Saray’ın tercihlerine paralel olarak gereğinden hızlı indirim isteyebileceği konusundaki endişelerini ABD Hazine Bakanlığı’na ilettiler.
Burada şunu da unutmamak önemli, Fed’in kararları yalnızca Başkan’ın verdiği oy ile alınmıyor. FOMC 12 üyeli bir kurul ve Fed Başkanı’nın bu kurulda yalnızca bir oyu var. Yani Trump’ın daha güvercin bir isim seçmesi, faizlerin birden yere çakılacağı anlamına gelmiyor. Ancak başkan ile birlikte bankanın iletişim dili de değişirse; örneğin Fed’in enflasyonla mücadele konusundaki kararlılığı, kamuoyu açıklamalarında daha muğlak bir tonda anlatılırsa, uzun vadeli tahvil faizleri, enflasyon beklentileri ve doların seyri üzerinden borsaya kadar yayılan bir dalga yaşanabilir.
Yatırımcılar da bunun farkında. Bu nedenle piyasa fiyatlamaları, çoğunlukla iletişim ve güven tarafına odaklanıyor. Vadeli işlemler piyasasında oluşan beklentiler de bunu teyit ediyor. Son verilere göre piyasa, 2026 yıl sonuna kadar toplam 75 baz puanlık bir indirim bekliyor. Yani Trump’ın istediği kadar agresif faiz indirimi senaryosu şimdilik baz senaryo değil.
Projeksiyonlar ne söylüyor?
Başkanlık değişimi gündeminin yanı sıra, Fed’in son toplantısında belirlediği ekonomik projeksiyonlara da bakmakta fayda var.
Fed’in resmi pusulası, son toplantısında güncellediği Ekonomik Projeksiyon Özeti (SEP) metni. Bu metin, Fed üyelerinin o günkü verilere göre çizdiği en olası senaryoları içeren bir belge. Aralık ayı toplantısında bir kez daha güncellenen SEP’te yer alan tahminlere göre 2026 yılında ABD ekonomisinin %2,3 büyümesi, işsizliğin %4,4 olması ve çekirdek PCE’in %2,3 artış göstermesi yönünde.
Bu verilerin bize söylediğini aslında şu şekilde özetlemek mümkün: Fed’in mevcut yönetimi ve FOMC, 2026’da ekonominin bir resesyon noktasına gelmesini beklemiyor ancak enflasyonun %2 düzeyine ineceğini de öngörmüyor. Dolayısıyla Fed’in şu andaki görünümü, 2026’da da kademeli hareket etme ve bir verilere dayalı bir çizgi izleme yönünde.
Bir de borsanın ruh halini okumak lazım. Yılbaşından bu yana birtakım hisselerdeki düşüşlere rağmen endekslerin yıl genelinde hala güçlü artıda olduğu görülüyor. S&P 500 yılbaşından bu yana yaklaşık %16 artarken, Nasdaq yaklaşık %20 yükseldi. Böyle bir ortamda, faiz indirim haberinin fiyatlandığına dair hissiyat artabileceği için, Fed’den gelen her küçük ton değişiminin borsada daha sert dalgalanmalar yaratabileceği düşünülüyor.





















